Piyasa yasalarına hukuk yetmez
Ali Rıza Aydın
Ulusal, uluslararası ekonomilerde sonuç aynı. Bir tarafta büyüyen sermaye diğer tarafta açlık sınırının, yoksulluk sınırının altında yaşayan, borçlanarak yaşamak zorunda kalan milyonlar. Sorun sömürü düzeninin hukuksal olanıyla vahşi olanı arasında değil. Bu düzeni sınıf temelli siyasetsiz çözümlemek ve sonlandırmak olanaksız. Hedef kesinlikle sömürücülerin bir sınıf olarak tarihe karışmaları.
Piyasa yasaları ile hukuk ilişkisi, Marx’a saygıyla, uzun tarihsel analizlerin konusu. Yakın tarihimizde, 24 Ocak 1980 kararları, 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrası, IMF ve uluslararası kuruluşların gözetimindeki uzun yıllar ve AKP’li uzun yıllar piyasa yasalarının hukuksal desteksiz olmayacağının (buna sermaye sınıfının hukuk güvenliği de diyebiliriz) ama piyasa yasalarına hukukun da yetmeyeceğinin (sermayenin sınırsız tahakkümü de diyebiliriz) fiili durumlarıyla dolu. Bu konuda ne teoriler üretildi ne kalemler oynatılıp tuşlara basıldı ne küçüklü büyüklü krizler yaşandı ilgililerine bırakalım ama artık kapitalizmin önlenemez çürümeye yuvarlanıp gittiğini vurgulayarak.Fon krizi diye adlandırılsa da daha genel adıyla “sermaye piyasası krizi” olan son olaylar “kapitalizmin yasaları” ile okunmak zorunda. Kapitalizmin yasalarının hukuka nasıl egemen olduğunun tipik örneklerinden biriyle karşı karşıyayız. 28.7.1981 günlü (2499 sayılı) Sermaye Piyasası Kanunu, 12 Eylül darbesinin gerçek yüzünü yansıtan hukuk metinlerinden biri. Dikkat çekelim, darbeden sonra daha bir yıl dahi geçmeden beş generalden oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından çıkarılan kanunlarından. Yine dikkat çekelim 1982 Anayasasının Geçici 15. maddesiyle, Anayasaya aykırılığı iddia edilememe yasağıyla, koruma altına alınan kanunlardan. Tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın ekonomik kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlama amacıyla övünülerek, heyecanla getiriliyor. Eğik sözcükleri unutmadan devam edersek, bu kanunla getirilen düzen sermaye piyasasının, güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını sağlayacak ve de denetim düzeneklerini kuracak. Sınıflı toplumda Türkçesi şu: üretim araçlarını ve ilişkilerini elinde ve egemenliği altında tutan özel mülkiyet sahiplerine, daha fazla kâr, daha fazla rant, daha fazla sermaye birikimi için halktan kaynak toplamak. Kısaca sömürülenlerin elinde, avucunda ne varsa sömürenlere sunulmasını sağlamak.Sermaye Piyasası Kurulundan borsasına, yatırım ortaklıklarından fonlara ve diğer tüm sermaye piyasası araçlarına kadar düzenleme getiren kanuna güven, hukuka güvenin ve hukuk güvenliğinin araçlarından biri olarak gösterildi. Karşılaşılan kriz, sorun, olay, durum her neyse, burjuva hukukunun kaçınılmaz süreçlerinden olan geçici ve ek maddelerle, değişikliklerle kanuna eklendi, kimi hükümler de yürürlükten kaldırıldı. Olağan değil mi? Piyasanın kanunu da piyasa gibi olacak. Yine olağan olan bir başka durum bu ek ve değişikliklerin çoğunun AKP döneminde yapılması. Ancak kanun ve değişiklikleri ne AKP’ye ne sermaye piyasasına yetti; piyasanın hırsı, kurnazlığı, sınırsızlığı bu kanuna sığmadı.AKP, MGK imzalı ve ağırlıklı olarak kendi el atmalarını içeren 1981 Kanununu, 6.12.2012 günlü (6362 sayılı) Kanunla yürürlükten kaldırarak yeni bir Sermaye Piyasası Kanununa imza attı. Görünürdeki gerekçe, önceki kanunun günün küresel finansman koşullarına, Avrupa Birliği düzenlemelerine, teknolojik gelişmelere yetersiz kalmasıydı. Yeni sermaye piyasası araçları getirilerek, şeffaf ve rekabetçi bir piyasa ortamı yaratılmalıydı. Ve daha güvenilir olmalı, yatırımcı hak ve çıkarları daha etkin korunmalıydı.1980’lerle birlikte kapitalist/emperyalist hegemonya yönünden farklı hükümetler tarafından aynı politikanın yürütülmesinde sermaye piyasası vazgeçilmez kılındı. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankasıyla, ABD’si ve AB’siyle işbirliği içinde yürütülen bu süreçte AKP, hem sermaye sınıfı hem de siyasal İslam yönünden yürütücü ve uyumlaştırıcı oldu, halka sermaye piyasası güveni sağlama görevini üstlendi. Yukarıdaki eğik sözcükleri birleştirerek devam edersek, yeni Kanun 2012’den bu yana ek ve değişikliklerle yaşamına devam ederken “iyidir, güvenilirdir, kazandırır” denilen sermaye piyasası da patlayıverdi. Devlet, hukuk ve sermaye sınıfının iç içe olduğu büyük bir sermaye piyasası soygunuyla karşı karşıyayız. Merkez Bankasından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna, Sermaye Piyasası Kurulundan Türkiye Varlık Fonuna, bankalardan aracı kurumlara, fonlardan Borsa İstanbul’a devasa bir organizasyon ve hukuk ağı içinde, paranın saltanatı içinde devasa soygun, vurgun, dolandırıcılık döküldü ortalığa. Yine her yıkım ve patlama sonunda olduğu gibi sorun kimi kişiler üzerinden, hukuksallık ve denetimsizlik üzerinden tartışılıyor. Yalnızca hukuksal sorumluluğu tartışmaya açarak, dikkatleri oraya toplayarak hem görev ve yetki yönünden hem de politikalar yönünden siyasal sorumluluğu, 2018’de başlayan yürütme organındaki değişikliği, siyasal iktidarı ve sermaye iktidarını unutturmaya çalışıyorlar. Finans kapitalin ekonomi politiğini unutturmaya çalışıyorlar.Burjuvazinin “düzenleme ve güven” adı altında çıkardığı kanunların özünün halkın elindekinin alınıp sermayeye aktarılması olduğu bir kez daha kanıtlandı. Yatırımcının güven içinde para kazanacağı, paradan para kazanılacağı savı boşa düştü. Piyasanın, kapitalizmin, emperyalizmin ekonomi politikleri olan sömürüyü perdeleyen, sömürücü düzenin sorunsuz sürüp gitmesini isteyen bir tartışmadır sürüp gidiyor. AKP ile düzen içi muhalefet hukuksallık ve denetimsizlik biçimselliğinde aynı kulvardalar, sermaye sınıfının kulvarında. Kaçan, kaçırılan paralarla uğraşırken sermaye birikimi, kâr, rant, özelleştirme, üretim araçlarında özel mülkiyet, artı değer sömürüsü, sömürücü düzen meşrulaştırılıyor.Mülkiyetin hem sermaye içinde hem de halktan sermayeye doğru yeniden dağılımında ve kapitalist/emperyalist düzenin krizlerinin aşılarak sürdürülmesinde özelleştirmeyle birlikte sermaye piyasası etkin görev üstleniyor. Mülkiyeti tabana yaymak savı tersine çalışırken sermaye piyasası öylesine serbest, keyfi, sınırsız hareket ediyor ki mülkiyet transferinin yanına soygun, dolandırıcılık ekleniyor. Ulusal, uluslararası ekonomilerde sonuç aynı. Bir tarafta büyüyen sermaye diğer tarafta açlık sınırının, yoksulluk sınırının altında yaşayan, borçlanarak yaşamak zorunda kalan milyonlar. Sorun sömürü düzeninin hukuksal olanıyla vahşi olanı arasında değil. Bu düzeni sınıf temelli siyasetsiz çözümlemek ve sonlandırmak olanaksız. Hedef kesinlikle sömürücülerin bir sınıf olarak tarihe karışmaları.