Yapay Zeka Destekli Otomatik Haber Kümeleme
Haber Sol

Ankara'nın Dostları: Cumhuriyet'in Direngen Ruhu

Ankara'nın Dostları: Cumhuriyet'in Direngen Ruhu
Paylaş:

Berkay Kemal Önoğlu

1933 yılında Cumhuriyet'in 10. yılı şerefine bir kez daha tüm dünyanın gözü önünde sergilenen o tarihsel, devrimci ittifaka ve Cumhuriyet'in kalbi Ankara’mızın inatçı ve direngen ruhuna bugün ne oldu? Bir zamanlar tek bir işgalci postalı basmasın diye binlerce evladını Sakarya boylarında toprağa verdiğimiz Ankara’yı, bugün kimler için, kimlerden koruyorlar?

"Her vatandaş, Cumhuriyet'in onuncu yılında Türkiye'nin Kalbi Ankara'yı ziyaret etmelidir."1934 yapımı Türkiye'nin Kalbi Ankara belgeseli, genç Cumhuriyetimizin doğuşunu gösteren en güçlü tarihsel kayıtlardan biri olmuştur. Belgesel Ankara’da yalnızca çağdaş mimari eserleri, geniş caddeleri, resmi geçit törenlerini kadraja almakla yetinmez. Sergey Yutkeviç ve Lev Arnstam’ın kamerası, bozkırın ortasında emperyalizme karşı zor kazanılmış bir bağımsızlığın ete kemiğe bürünmüş halini, adeta yaşayan bir devrim anıtını kayda almıştır. Küllerinden yeniden yaratılan başkentimiz, 10. yılında gerçekten de Cumhuriyet'in atan kalbidir.Cumhuriyet'in 10. yıl kutlamalarında, Ankara’nın merkezine dikilen devasa anıtta ise şunlar yazılıydı: "Bayramımızda Sovyetler Birliği temsilcilerini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. SSCB, Türkiye'nin eski dostudur. Türkiye, eski dostlarına her zaman sadıktır."Alelade bir nezaket gösterisi ya da geçici bir misafirperverliğin ürünü gibi görülmesin; bu sözler on sene öncesinden, cepheden gelen devrimci bir selamdır. Emperyalist kuşatmanın en çetin koşullarında sınanmış bir ittifakın selamı...Bağımsızlık ve egemenliğin, eşit ve onurlu halklar arası ilişkilerin, hakiki bir yoldaşlık ve dayanışmanın nişanesi.Bu yoldaşlık Ankara'nın kurucu felsefesinin harcında mevcuttu. Zaten nasıl mevcut olmasın? Sovyetler Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin dostluğu birbirleri için hayati niteliktedir. Ancak karşı devrimle geçen on yıllar boyunca bu dostluğun tüm izleri sistemli bir şekilde silinmek istendi. Cumhuriyet'in kuruluşundaki devrimci ittifak hafızalardan kazınmaya, tarihsel dostluklar yapay düşmanlıklara dönüştürülmeye çalışıldı. Memleketin imkânları, dün kime karşı savaştıysak ve kimi bu topraklardan kovduysak onların önüne altın tepside sunulurken, yan yana saf tuttuğumuz eski dostlara zamanla sırt çevrildi. Bugün o silinmeye çalışılan izlerden biri Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı'nda hâlâ direnirken, kim bilir o belgeseldeki devasa anıt gibileri ne zaman ve nasıl iç edildi? Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle hızlanan bu hafıza operasyonları, örneğin o yıla kadar kutlanan Kut-ül Amare Zaferi'nin de devlet takviminden çıkarılmasıyla devam ediyordu. Artık İngilizleri kızdırmaya, küstürmeye gelmezdi. Emperyalist düşmanla el sıkışılırken, hakiki dosttan yüz çevrilmiş oldu.Tarihte çoğunlukla büyük ve nihai zaferlerin görkemi dikkatleri çeker. Hele ki Türkiye gibi kof milliyetçiliğin, siyasi ve ideolojik yetersizliklerin hamasetle örtüldüğü bir ülkede gözler hep göndere çekilen bayrakları, şanlı taarruzları ve muzaffer baskınları arar. Oysa halkımızın gerçek karakteri ve kuvvetli iradesi, en çok ağır yenilgi koşullarında, o en karanlık kaderle yüzleşildiği anlarda belirginleşti.Milli Mücadele’nin 1921 yazında, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'nin ardından ordu ağır kayıplar vermişti. Cephe yarılmış; işgalci güçler üstün ateş gücü ve lojistik avantajlarıyla doğrudan Ankara istikametinde ilerlemeye başlamıştı. O koşullarda Ankara için artık mesele bir cephe hattının geriye çekilmesi olmaktan çıkmış; yeni kurulan devletin yaşayıp yaşamayacağı yeniden ve şiddetle tartışılır hale gelmişti. Milli Mücadele önderliği belki de o ana kadarki en zor kararını verdi ve ordu, Sakarya’nın doğusuna çekildi. Bu hamleyle düşmanının ikmal hatları uzatılacak, taarruz gücü kırılacak ve savaşın inisiyatifi yeniden TBMM’nin eline geçecekti. Fakat bunları söylemek bugünden bakınca dile kolaydır, asker, dehası tartışmasız olan bu kararın siyasi faturası çok ağırdı…Meclis çatısı altında sert tartışmalar patlak verdi. “Ankara düşerse ne olacak?" sorusu bütün ülkenin ortak kaygısı hâline geldi. Ankara'nın boşaltılması, Meclis'in Kayseri'ye taşınması ciddi ciddi gündeme alındı. Kayseri'de kullanılacak binalar hazırlandı, devlet evraklarının bir kısmı paketlendi. Ankara yalnızca işgal tehdidi altında değildi, Cumhuriyet devriminin kalbi yerinden sökülmek üzereydi.Fakat malum ki bu ricat bozguna dönüşmedi. Sakarya Meydan Muharebesi'nde Mustafa Kemal’in askeri doktrine kazandırdığı "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır" ilkesi, Cumhuriyet devriminin inatçı ve direngen ruhunu perçinlemiştir.Sonunda Sakarya'da düşman durduruldu.Ardından Büyük Taarruz geldi ve sonra İzmir...Ve Ankara, yalnızca kurtarılmış bir başkent değil, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve teslim olmayışın simgesi oldu.Peki, 1933 yılında Cumhuriyet'in 10. yılı şerefine bir kez daha tüm dünyanın gözü önünde sergilenen o tarihsel, devrimci ittifaka ve Cumhuriyet'in kalbi Ankara’mızın inatçı ve direngen ruhuna bugün ne oldu?Bir zamanlar tek bir işgalci postalı basmasın diye binlerce evladını Sakarya boylarında toprağa verdiğimiz Ankara’yı, bugün kimler için, kimlerden koruyorlar?Görünen o ki anti-komünist hafıza operasyonu, bugün de en şiddetli şekilde NATO zirvesiyle sürüyor!Yeniden kurucu bir abide gibi başkentimizi Cumhuriyet’in başkenti haline getirmek için önce boynumuza geçirdikleri prangaları kıracağız, sömürü düzenini alaşağı edeceğiz. Bu çürümüş düzenden nemalanan, Cumhuriyet'in tasfiyesinden servet devşiren holdingleri, karanlık tarikatları, emperyalizmin yerli işbirlikçilerini ve uluslararası tekelleri bu topraklardan defedeceğiz. Sonra da o enkazı temizleyecek ve Ankara'yı tarihsel, devrimci anlamıyla yeniden ayağa kaldıracağız.Cumhuriyet'in kalbi, eşitlik ve bağımsızlık fikri yaşadığı sürece atmaya devam edecek.

Son Gündem Haberleri