Bir ‘kıvılcım işçisi’nin isyanı: Nihat Behram ile 'DüşlüYorum'
Haber Merkezi
Nihat Behram'ın 8 yıl aradan sonra yayımlanan yeni şiir kitabı "DüşlüYorum" okurla buluştu. Usta şairle yeni kitabını, devrimci sanatı esir alan çölleşmeyi konuştuk. Behram uyarıyor: “Öfke kötülüğe tepkinin kıvılcımıdır. Kötülüğe tepkisizlikte sanat yeşermez. Kötülüğe tepkisizlikte insanî hiçbir duygu yeşermez. Kötülüğe tepkisizlik kıvılcımsızdır, çoraktır, kuraktır, islidir, paslıdır.”
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.Nihat Behram, seksen yıllık ömrünün büyük bir kısmını kelimelerle ateş yakarak geçirdi. Şimdi, 22 kitaba yayılan yarım asırlık külliyatından sekiz yıl sonra, "DüşlüYorum" ile yeniden karşımızda. Sesi, ne geçmişin yorgunluğunu ne de kof iyimserlik taşıyor; satırlarında "kıvılcım işçisi" olmanın verdiği o keskin öfke var.Bu söyleşi salt bir yeni kitap tanıtımı değil. Behram ile konuşurken, sanatta "güvenli ve steril" alanların tercih edildiği bir çağda öfkenin nasıl eksik bırakıldığına tanık oluyorsunuz. Usta şairin isyanı sadece kurulu düzene değil; devrimci sanatın çölleşmesine, siyasi yapıların sanata yaklaşımına ve vefasızlığa da yöneliyor. Dahası, bu kültürel çölleşmenin üzerine eklenen dijital sahteliğe, edebiyattaki yapay zeka işgaline karşı da kılıcını çekiyor.Halk zulme öfkesi kadar halktır; sanat hayata ses, halka kalkan olduğu kadar sanat!Usta şairle, eşit bir dünya kurma kavgasının şiire yansımalarını ve giderek çölleşen devrimci sanatı konuştuk.'Öfke kötülüğe tepkinin kıvılcımıdır, kötülüğe tepkisizlikte sanat yeşermez'Sekiz yıllık bir sessizliğin ardından "DüşlüYorum" ile çıkageldiniz. Kitabın adı, yazılış biçimiyle hem bir eylemi (düşlüyorum) hem de bir analizi (düşlü yorum) barındırıyor. Buradan başlarsak “düşlüyorum” derken nedir düşlediğiniz ve “düşlü yorum” derken düşlerle neyi/nasıl yorumluyorsunuz?İnsanî değerlerin, vicdanın, özgürlüğün, iyiliğin, sevginin başat olduğu bir dünyayı düşlüyorum. Böyle bir dünyaya yürümenin önündeki engelleri hangi donanımla nasıl alt ederiz? Devrimci gerçekçi sanatta düşler bunun yorumlarını da içerir.Kitabın “hayat/ölüm” kavramlarını işleyen “Son Durak” adlı şiirle başlamasının özel bir nedeni var mı? Ölüm son durak mı, sonla sonsuzluğun kesiştiği bir yer yok mu?Hayat bir ömür yolculuğudur. Doğada yaşayan her canlının doğumu gibi, ölüm dediğimiz bir sonu var. Sonsuz/ölümsüz olan sadece hayattır. Bu ömür yolculuğunda hayat insanı yaşarken biriktirdiği şeyle tartar. Biriktirdiği şey kötülük, hainlik, yalan, talan, halka ihanet, kalleşlik, bencillik, vicdansızlık, korku ise kilosu lânettir ve ömrün son durağı olan ölümde bu dünyadan defolup gidecek, silinecektir. Biriktirdiği şey iyilik, vicdan, sevgi, cesaret ise kilosu alkıştır ve o alkışın sesinde hayat onu kalıcı kılıp ölümsüzleştirir. İşte orasıdır sonla sonsuzluğun kesiştiği yer.Şiirlerinizde derin duygular olan “umut” ve “öfke”nin birbiriyle örtüşmesini ben önemli ve değerli buluyorum. Öfkenin şiirimizde hatta sanatımızın bütününde eksik imgelerden biri olduğunu, halka en yakışan şeyin öfke olduğunu düşünüyorum. Öfkenin şiirdeki ve hayattaki yeri nedir, açar mısınız?Öfke kötülüğe tepkinin kıvılcımıdır. Kötülüğe tepkisizlikte sanat yeşermez. Kötülüğe tepkisizlikte insanî hiçbir duygu yeşermez. Kötülüğe tepkisizlik kıvılcımsızdır, çoraktır, kuraktır, islidir, paslıdır. İnsanı insan yapan vicdansa, vicdansızlık karşısında sessiz, tepkisiz, öfkesiz kalanı nasıl insandan sayacağız? Halk için de böyle: Halk düşmanlığı karşısında öfkesiz, tepkisiz olan kitleye halk denebilir mi? “Ahali, vatandaş, güruh” de, ne dersen de, halk deme; hele ki, sisteme boyun eğen, yalakalık yapan, kötülüğe sessiz kalan kitleye! Bir toplumda halk olmanın kimliği insanlığa, halka, hayata, yurda düşmanlığa karşı öfkedir. Öfke halk olmanın onurudur. Öfke vicdansızlık karşısında insan olmanın da kimliğidir. Öfkesizlik teslimiyetin bir biçimi değil mi? Teslimiyet ruhu “şiir kabına” uymaz. Şairlik kıvılcım işçiliğidir, hayatı aydınlatacak yangınları özler.
Nihat Behram
Öfke vicdansızlık karşısında insan olmanın da kimliğidir. Öfkesizlik teslimiyetin bir biçimi değil mi? Teslimiyet ruhu 'şiir kabına' uymaz. Şairlik kıvılcım işçiliğidir, hayatı aydınlatacak yangınları özler. 'İyiliğin yanında cesaretle saf tutmak kötülüğe karşı isyanın ilk adımıdır'Şiirlerinizde çocuklara, kadınlara, emekçi halka, doğaya, doğadaki canlılara dönük zulüm, sömürü, talan, katliamlar gibi yurdun güncel dert gündemi de yankılanıyor. Bu yapı bu kitabınızda daha da belirgin. Hem güncel olanı hem tarihsel olanı hem yerel hem evrensel olanı tartan kantarı şiirde nasıl kuruyorsunuz? Şiirin/sanatın tanımı bu kantar mı?Masumun, mazlumun, mahzunun yanında saf tutan bir ruh taşıyın yeter. O ruh size hayatın kantarı olur. Vicdanın gözüyle hayata bakan o ruh hem yereli-evrenseli, hem günceli-tarihseli görür. Görmekle yetinmez, iyiliğin, insanî olanın safında görevini yüklenir. Bu sanatçı için de geçerlidir, siyasetçi, bilim insanı için de. Çağa baktığınızda güne de bakmış olursunuz, ama bakışınızı günle sınırlarsanız uzağı göremezsiniz. Şiirin tanımına gelince, nedir bilemem. Çünkü, bir değil, binbir tanım yaparsın, ama tümü eksik kalır. Şiirle mayalanan umudu tanımlarım; özlemin, yalnızlığın, diklenişin, cesaretin, merhametin tanımını şiirle yaparım, ama şiirin tanımını yapamam. Yapsam da eksik olur.Cesaret/isyan çağrısı şiirlerinizde öne çıkan bir duygu. “İnsan kalmanın ölçüsü isyandır” diyorsunuz, açar mısınız, neye isyan?Çünkü korku insanın kendi ruhuna kendisinin vurduğu kelepçedir. Korkaklık esaretin katmerlisidir. Özgürlük ufkunun kalkanı cesarettir. Ufka yelken açan şiirin rüzgârı cesarettir. Toplum için de böyle, özgürlük istiyorsa cesur olacak. Kötülüğe, korkaklığa övgü, halka, hayata, yurda ihanettir. Hainlik öyle bir lekedir ki, bir kez bulaşanın tüm ömrüne siner, ne zaman bakarsan bak o ömürde görülen ilk odur. İhaneti övmenin, hainliğe çağrının şiiri olmaz. Dünyanın en iyi şairi gelsin, Hitler’i öven şiir yazamaz, yazdığı şiir olmaz. Ama bak, vasat bir sanatçı Che’yi öven şiir yazar, şarkı yapabilir. İyiliğin yanında cesaretle saf tutmak kötülüğe karşı isyanın ilk adımıdır. Şan olsun halkını bu adıma çağıran şairlere, sanatçılara.Ülkemizde talanın, sömürünün, adaletsizliğin çoğaldığı yerde umudu yeşerten aydınların sesi soL'da yankılanıyor. soL okurlarının gücüyle, desteğiyle ayakta durmaya devam ediyor.ABONE OL'Çölleşmenin, çürümenin nedeni sadece gerici sistem mi? Bu soruna köklü devrimci önlemler alınmadığı sürece, daha da derinleşecek'Çürümenin, sahteliğin yaygın olduğu toplumda gerçek şairin, yazarın konumu, okurla ilişkisi, sorunları konusunda düşünceleriniz nedir? Bir şiirinizde, “Herkes her şeyin sahtesine alışkın” diyorsunuz. Çağımızın başta gelen dertlerinden birisi de sahtecilik mi?Yazık ki öyle! Sahtelik her alana sindi. Ortalık sahte demokrat, sahte özgürlükçü, sahte solcu, sahte eşya, sahte gıda gibi sahte sanatçıyla dolu. Sanat, sanatçılık da toplumu boğazlayan çürümenin pençesinde. Ve de yazık ki, devrimci yapıların da bu konuda etkin yaklaşımları yok. Herkes kudurmuş afet halindeki günlük siyasi gündemle boğuşuyor. Topluca ve toplumca bu kudurmuş haldeki günlük sorunların kuşatması altındayız. Bu hengâmede bir yıkım, çöküş de sanat, kültür alanında. Uzağa gitmeden kendimden örnek vereyim: Bırak şiir yazarak direnişe omuz vermeyi, şiir yazmanın kendisi bizatihi direniş haline geldi. Maddi hiçbir karşılığı olmayan, gecesiyle gündüzüyle yoğun mu yoğun bir emek. Tek karşılığı, bir yerde yayınlanması. Şiir kitabı basmaya istekli yayıncı da yoka yakın, şiir kitabı alan okur sayısı da. Liseli olduğum yıllarda bu toplumun Aziz Nesinleri, Yaşar Kemalleri, Orhan Kemalleri, Metin Eloğluları, Oktay Rıfatları, Melih Cevdetleri, Attilâ İlhanları, Enver Gökçeleri, Ahmed Arifleri vardı. Ben yirmili yaşlardaydım, onlar da otuzlu falan yaşlarda. O yaşlarda toplumun nabzıydılar. Ünlüydüler, toplumcuydular ve yapıtlarıyla öğütleriyle toplumda yüce etkileri vardı. Yüreğimizi, ruhumuzu onların izinde biledik. Koynumda şiirlerle liseli yıllarımda onların ruhumda, bilincimdeki etkisiyle gidip TİP’e üye oldum. NATO’ya, emperyalizme, sömürüye, zulme, faşizme karşı örgütlü mücadeleye katıldım. O günlerde devrimci mücadele safları bugünün kat be kat fazlasıydı. Şimdi 80 yaşına geldim, yine emperyalizme, faşizme karşı örgütlü mücadele safındayım. Tek farkla ki, o yüce insanların, toplumun o manevi önderlerinin bugün hiçbiri yok, tek tek eksildiler ve ne yazık ki yenileri gelmedi. Devrimci gerçekçi sanat, kültür alanı boşaldı. Ruhsuzluk, postmodernizm, sistem kürekçiliği, magazin, şaklabanlık, teslimiyetçilik yaygınlaştı. Devrimci gerçekçi sanat konusunda geçmişle avunuyoruz, bu alan genç kuşak olarak bugün boş. Bu, uğultusu sağır eden, karanlığı insanı körleştiren korkunç bir boşluktur. Kurumadır, çölleşmedir. Peki bunun farkında mıyız, farkındaysak ne yapıyoruz? Çölleşmenin, çürümenin nedeni sadece gerici sistem mi? 'O uğuldayan boşluğu doldurmak, o yoldaki tıkanıklığı aşmak gerekir'“Çölleşme/çürüme” diye nitelediğiniz bu gidişata karşı önlemler hakkında düşünceleriniz nedir?Ben sanatçıyım, daha çok sezgileri, duyguları, gözlemleri ile düşünen, konuşan, yazan bir insanım. Bu çölleşmenin, çürümenin nedenlerine halk hareketlerinin, devrimci önderliğin gereken önemle kafa yorması, düşünmesi, önlem alması, bu konuda toplumu, halkı uyarması, düşüncesi, eylemi olması gereğini söylüyorum. Yine kendimden örnek vereyim. Bu sözlerimi başka herhangi bir yerde yazmak yakışık götürmez. TKP üyesiyim ve soL’a söylüyorum. “DüşlüYorum” yayımlandığında Kemal Okuyan sosyal medya hesabında kitabı “Şimdi şaire kulak verme zamanı” diye duyurdu. Sevindim ve yaklaşımını değerli buldum. Kitabın reklâmı olmuş olmamış, bu umurumda değil. Bir siyasi hareket önderinin, bir şairin kitabı için, kitlesini duyarlı olmaya çağırması, sanırım siyaset tarihinde ilktir. Konunun değerli bulduğum yanı budur. Sorun kişisel değil, toplumsal. Bu soruna köklü devrimci önlemler alınmadığı sürece, daha da derinleşecek. Devrimci gerçekçi sanatı savunmak Nâzım, Sabahattin Ali, Orhan Kemal veya geçmişteki değerlerimizi savunmakla sınırlı bir şey değil, yenilerinin gelmesi yolunu açmak gerekir. O uğuldayan boşluğu doldurmak, o yoldaki tıkanıklığı aşmak gerekir. Bu iş, bu konuda teoriye hapsolmakla çözülmez, devrimci gerçekçi sanata ilgiyi kitlelerde canlandıracak etkin tutum, tavır, hareket gerektirir. Bir anda çözülüverecek bir sorun da değil. İlkin, söz gelimi, yanlışların üzerine yürüyüp, yanlışları azaltarak başlanabilir. Beni sevindirecek olan şey devrimci gerçekçi sanata sözde ilginin özde ilgiye dönüşmesi yolunda adımlar atılmasıdır.'Aydınlar örgütlü olmalıdır'Şiirlerinizin etkilediği geniş bir kitle var. Bu ilgi değil mi? Evet ilgi! Doğrudur, mitingler, yürüyüşler gibi kitlesel gösteriler, büyük salon etkinliklerinde şiirlerim coşkuyla dinleniyor. Hatta “Nihat Behram sen bizim onurumuzsun” diye alkışlarla tempo tutuyorlar. Ama bu beni avutmaz. Zaten ilgi vurgusunu da kendi özelim için yapmadım. Geneldeki derin soruna işaret ettim. Beni sevindirecek olan şey devrimci gerçekçi sanata sözde ilginin özde ilgiye dönüşmesi yolunda adımlar atılmasıdır. Genç kuşaklardan yeni Aziz Nesinler, Ahmed Arifler gelmesinin yolundaki engeller aşılmalı. Evet sahnede şiir okunduğunda on binler alkışlıyor. Peki kitaptan okuyan kaç kişi. Mitinglerde şiiri alkışlayan kitlenin yüzde biri bile değil. Kaç kişinin kitaplığında Metin Eloğlu kitabı var? Büyük bir şairdir ve Can Yücel şiirinin de kaynağıdır. 1970 yılında çıkardığımız kültür sanat dergisi Halkın Dostları’nın abone listesinde Deniz’in de adı vardı Mahir’in de. Hüseyin Cevahir zaten sanat dergilerinde kültür sanat yazıları yazardı. Dergi binlerce basılırdı. Şiir kitaplarımız en az 3 bin, 5 bin basılır ve yeni basımlar yapardı. Devrimci gerçekçi sanatı sözde değil özde sahiplenmenin, devrimci sanatçıya sahip çıkmanın devrimci görev olduğunu söylüyorum. Tersi çölleşmedir ki bugün olan o. İşaret ettiğim sorunlardan biri budur.Bakın tüm siyasetler sanatçıları, aydınları örgütlü olmaya çağırıyor. Doğrudur, örgütlü olmak gerekir. İlk gençliğimden bu güne dek örgütlü olmayı, aydının, sanatçının kendine yakın bulduğu bir harekette örgütlenmesini, örgütlü mücadeleye omuz vermesini savundum. Peki bir harekete üye olan sanatçının diğer hareketlerde dışlanması normal mi? Hem sanatçıyı, aydını örgütlü olmaya çağırıyorsun, hem (eğer sana üye değilse) örgütlü olanı dışlıyorsun. Bakın yine kendimden taze bir örnek vereyim: Ömrüm boyunca, halk safında saydığım hiçbir hareketin, kurumun hiçbir yardım, katkı isteğini geri çevirmedim. Kitaplarımla, yazılarımla değerlerini yücelttim. Mayıs’ta Denizler ve İbo’nun katledilme yıl dönümlerinde, değişik örgütlerce yurt içi ve dışında yüzlerce etkinlik düzenlendi. Üstelik istisnasız tümü “Darağacında Üç Fidan, Üç Fidan; Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit” başlıklarıyla düzenlendi. Yani kitaplarımın adıyla. Bırak şiir dinletileri, sanat etkinliklerini, kitaplarımın adıyla düzenlen hiçbir etkinliğe çağrılmadım. Nedense, TKP üyesi olduğumdan beri, bana bir etkinlikte söz verirlerse Kemal Okuyan’a söz vereceklermiş psikolojisine kapılıyorlar. Sanatçıya bu yaklaşım doğru değil. İşaret ettiğim bir diğer sorun budur. Antiemperyalist, anti faşist, yurtsever, ilerici, demokrat, laik, devrimci seçkin aydınlar, bilim insanları, sanatçılar insanlığın, yurdun, halkın zenginliği ve ortak değerleridir. Tüm halk güçleri onlara bu anlayışla yaklaşmalı, sahiplenmeli, desteklemelidir. Ve sadece ölümlerinden sonra değil, yaşarken. Robotun rüzgârdan gebe kalma olasılığı ne kadarsa, şiir yazma olasılığı da o kadardır. 'Yalan kemikleşiyor, sahte meşruiyet kazanıyor, yapaylık popülerleşiyor'Peki diğer yandan kitap okurunun düşmesinde son yıllarda artan dijitalleşmenin veya internetin de etkisi yok mu?Üstüne üstüne gidilmesi gereken bir sorun da budur. Özellikle sosyal medyada, şairlerin ölüm/doğum yıldönümlerinde internetten tıklayıp dize indirmek moda oldu. Şairi dizeleriyle anmak iyi de, iyi olmayan yanı kitabından doğrusunu alıntılamak yerine kolayına ve beleşine kaçıp internetten şiir indirmek. Ben şahsen sosyal medyada benim adımla kullanılan dizeler için “bana ait değil” ya da “çarpıtılmış” diye uyarmaktan usandım. İnternete yalan yanlış nasıl yüklendiyse artık öyle kalıyor. Bir de şimdi “Yapay zeka” çıktı ki, tüy dikti! Şairin şiirini kitabına değil de “yapay zeka”ya soruyorlar! O da “şiir çorbası” sunuyor! Daha da ötesi, çorbacı açar gibi, yapay zekaya “şiir” yazdırma işi de başladı! Yalan kemikleşiyor, sahte meşruiyet kazanıyor, yapaylık popülerleşiyor! Yapay zekanın sanat yapabileceğini, şiir yazabileceğini “ciddi ciddi adamlar oturup ciddi ciddi konuşmaya” bile başladı! Hatta kitaplarını yapay zekaya yazdıran popüler yazarlar çıktı. Robotun rüzgârdan gebe kalma olasılığı ne kadarsa, şiir yazma olasılığı da o kadardır. Son olarak “Şair Yaşlanınca” adlı şiirinize atıfla sormak istiyorum, eğer şiir yaşayan bir şey ise, şair/şiir yaşlanır mı?Yeryüzüne gelmiş en yüce şairlerden biri ve sevda atası saydığım Karacaoğlan’ın hep genç ve öyle kalacak olan bir dizesi var, diyor ki: 'Sıfat kocar da gönül kocamaz.'soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.