55. Orhan Kemal Roman Armağanı, 'Kırmızı Buğday' romanıyla Ahmet Büke’nin oldu
Haber Merkezi
55. Orhan Kemal Roman Armağanı’nın sahibi Kırmızı Buğday romanı ile Ahmet Büke oldu.
55. Orhan Kemal Roman Armağanı’nın sahibi Kırmızı Buğday romanı ile Ahmet Büke oldu. Bu yıl 55'incisi gerçekleşen Orhan Kemal Roman Armağanı ve Orhan Kemal’i Anma Töreni, İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesinde gerçekleşti. Mazlum Vesek’in sunduğu törende ilk konuşmayı Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi Müdürü Cemalettin Taşkın yaptı. Taşkın konuşmasında Büke’yi ve jüriyi tebrik etti.Ardından söz alan, ödül geleneğinin sürdürülmesinde büyük emeği olan Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, yazarı tebrik ederek Orhan Kemal mirasının önemine vurgu yaptı. Öğütçü, yarım asrı deviren bu büyük vefa zincirine dikkat çektiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Bu 55 yıldır süregelen geleneği bu yıl sürdüren yazarımızı kutluyorum. Bundan sonra daha başarılı, daha güzel eserler yazacağına inanıyorum. Yaşasın edebiyat ve Orhan Kemal yolunda ilerleyen tüm edebiyatçılara da selam olsun."Törende söz alan edebiyat araştırmacısı Çimen G. Erkol, "Orhan Kemal yaşasaydı bugüne nasıl bakardı?" sorusundan yola çıkarak usta yazarın benzersiz gerçekçiliğine ve güncelliğine dikkat çekti. Orhan Kemal’in hapishane yıllarında Nâzım Hikmet’in "Sen yaşadıklarını yaz" öğüdüyle yön bulduğunu hatırlatan Erkol, yazarın edebiyattaki gücünü şu sözlerle aktardı: "Onun farkı, tam da içinden geldiği insanları, yakından tanıdığı fabrika işçilerini yazmasıydı. İnsanları ne idealize etti ne de mahkûm etti; onları sadece tüm çıplaklığıyla gösterdi. Karakterlerini şiveleriyle, argolarıyla edebiyata taşırken, aslında onları edebi alanda aslına uygun şekilde temsil etme gayretindeydi." Orhan Kemal’in yıllar önce eserlerinde işlediği temaların eskimediğine vurgu yapan Erkol, "Onun bir sorun olarak anlattığı güvencesiz çalışma ve göç gibi olgular bugün hâlâ yakıcı birer gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu da bize gösteriyor ki, en güçlü edebiyat her zaman hayattan beslenendir" diyerek konuşmasını tamamladı.Törende söz alan Gökşen Bozkoyunlu, Orhan Kemal’in "Dönüş" öyküsü üzerinden yazarın edebi dünyasına ışık tuttu. Orhan Kemal’in yaşam öyküsünün ve sanatının özünde zorluklara karşı direnen bir sevgi olduğunu belirten Bozkoyunlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Onun hayatı; yoksulluğun ve sürgünün tam ortasında bile insana olan inancını ve sevgisini asla kaybetmemenin hikayesidir. O, her zaman hayat mücadelesi veren sıradan insanların sesi oldu. Her eserinde hayatın sert gerçekliğini merkeze yerleştirirken, asıl kahramanları yani sokaktaki gerçek insanları ortaya koydu."Ödül töreninde söz alan akademisyen ve iletişim uzmanı Gülçin E. Yücel, Orhan Kemal’in ölümsüz eseri "Murtaza" üzerine politik-iktisadi bir okuma paylaştı. Murtaza karakterinin sadece görevine aşırı bağlı bir memur olmadığını, aslında 1940-1960 dönemi Türkiye’sinin sosyo-ekonomik dönüşümünü ve kapitalist sistemin birey üzerindeki etkisini simgelediğini belirten Yücel, şunları söyledi:"Murtaza, üretmeyen ama üretimi denetleyen, kuralları hayatın kendisinden daha çok seven ve kendisini 'devletin ideolojik bekçisi' olarak konumlandıran bir karakterdir. Maddi ve duygusal bir yoksulluğun içinde, yukarıda Allah’ı, Ankara’da devleti selamlayan bu adam, aslında sistemin kendi sürekliliği için biçimlendirdiği işlevsel bir üründür. Orhan Kemal, zamanın dışında kalan bu karakteriyle bizlere, bir insani değerin diğer tüm değerlerin önüne geçtiğinde nasıl yıkıcı olabileceğini gösterir. Roman bizi Murtaza'yı yargılamaya değil; onu toplumsal, sınıfsal ve insani boyutlarıyla anlamaya çağırıyor."Ödül töreninde Beyoğlu Belediyesi adına söz alan Beyoğlu Belediye Başkan Vekili, edebiyat dünyasının değerli isimleri ve gençlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek Orhan Kemal’in bu toprakların ruhunu en iyi bilen yazarlardan biri olduğunu vurguladı. Bereketli Topraklar’dan Kırmızı Buğday’aÖdül töreninde söz alan akademisyen yazar Kaya Tokmakçıoğlu, Orhan Kemal adının edebiyatımızda sadece bir yazarı değil, insanı emeğiyle, yoksulluğuyla ve tüm çelişkileriyle kavrama ölçüsünü temsil ettiğini belirtti. Orhan Kemal’den Ahmet Büke’ye uzanan çizginin dümdüz bir konu benzerliği değil, edebiyatı bir emek biçimi olarak gören iki yazarın düşünsel yakınlığı olduğunu vurgulayan Tokmakçıoğlu; "İkisi de tarihe yukarıdan değil, aşağıdan bakar. Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar'ı nasıl sadece bir coğrafya değil, sömürünün ve insanlık mücadelesinin alanıysa; Ahmet Büke'nin ödül alan romanı Kırmızı Buğday da sadece bir imge değildir; toprağın hafızasını ve savaşın sınıfsal yüzünü taşır. Büke, Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatırken 'Kurtuluş yalnızca işgalcinin gitmesi midir, yoksa halkın kendi hayatı üzerinde söz sahibi olması mıdır?' sorusunu sloganlaştırmadan sorar" dedi.Konuşmasında bugünün edebiyat ortamına ve toplumsal hafızaya da dikkat çeken Tokmakçıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "12 Eylül sonrasında toplumcu edebiyat küçümsenmek, sınıfsal bakış itibarsızlaştırılmak istendi. Oysa bastırılan hiçbir şey yok olmaz; en karanlık zamanlar karşıtını da içinde biriktirir. Bugün Kırmızı Buğday ile Orhan Kemal Roman Armağanı’nın buluşması, sadece başarılı bir romana verilmiş bir ödül değil; edebiyatımızda unutturulmak istenen gerçekçi ve toplumcu damarın hâlâ dimdik yaşadığına dair güçlü bir işarettir. Orhan Kemal'den Ahmet Büke'ye uzanan bu hat, geçmişten bugüne gelen bir çizgi olduğu kadar, bugünden geleceğe, daha adil bir hayatın imkânına açılan bir kapıdır."Gördesli tütün ameleleri, maden işçileri...Konuşmaların ardından ödülünü alan yazar Ahmet Büke, kürsüde yaptığı konuşmada edebiyat yolculuğunun temelini oluşturan çocukluk yıllarını ve babasıyla olan anılarını şu sözlerle paylaştı: "Babamın tutkuyla büyütüp aşkla sevdiği yazarların başında Orhan Kemal geliyor. Ailesi babamı ancak ortaokul yıllarına kadar okutabilmiş, daha sonra okutamamış. Buna rağmen babam benim gözümde bir edebiyat öğretmeniydi. Orhan Kemal’in karakterlerine de benzerdi babam. Benim ilkokul düzeyindeki kitaplarım da babamın sayesinde Orhan Kemal'in kitapları oldu aslında. Çocukken bana onun Fikret Otyam’la olan mektuplaşmalarını okuttu ve sonra 'Ne kadar zor bir şey değil mi, ne kadar büyük bir bela yazar olmak?' dedi. Benim aklımda o kitaptan hiç olumsuz bir şey kalmamış, çok güzel bir his kalmıştı. Yıllar sonra o hissin ne olduğunu anladım; aslında o his bir yoldaşlık hissiydi. Sonraki hayatımda, kişiliğimde ve yazarlığımda bana çok ciddi anlamda yoldaşlık hissi beslemiştir."Konuşmasının sonunda ödülünü işçi sınıfına ve hak mücadelelerine ithaf eden yazar, sözlerini şu cümlelerle tamamladı: "Ben bu konuşmayı hem bu hisse yaklaşır hem de Orhan Kemal'e yaraşır bir şekilde bitirmek istiyorum. Bu değerli ödülü; Gördesli tütün amelelerine, bugün yollarda olan maden işçilerine, sanayideki, plazalardaki ofis çalışanı arkadaşlarıma ve bütün bu saydıklarımın avukatı, aynı zamanda seçilmiş milletvekilimiz olan Şerafettin Can Atalay'a armağan etmek ve ona selamımı göndermek istiyorum."