Yapay Zeka Destekli Otomatik Haber Kümeleme
Haber Sol

Devletleştirme

Devletleştirme
Paylaş:

Ali Rıza Aydın

Üretim araçlarındaki özel mülkiyetin tümüyle ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir ekonomi politikanın planlı olarak izlenmesi, yürütülmesi ve tamamlanmasıyla bütünüyle yaşama geçecek olan devletleştirme işçi sınıfının kurtuluş programının ve devrimin en temel konularındandır. Sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun egemenliği ve iktidarının yaşama geçmesidir devletleştirme.

Sermayenin saldırısı hız kesmeden devam ediyor. Özelleştirme, sermaye sınıfının egemenliğini sürdürecek, kendisini besleyecek yöntemlerden biri.   Özelleştirmenin sermaye sınıfı ile hükümetler ve düzen içi siyasi partiler arasında işbirliğiyle uygulamaya geçirildiği bilinmez değil. TÜSİAD gibi sermaye örgütlerinin ve sermaye sınıfı yanlısı akademisyenlerin, araştırmacıların çalışmalarında özelleştirmenin ideolojik savunusunu, uygulamalar üzerine incelemeleri ve başarılı olmayan uygulamalardan yakınmaları görüyoruz. Süreç sermaye sınıfının ekonomi politikalarının yönlendiriciliğinde yürüyor. Serbest piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi, servetin geniş kitlelere yayılması gibi gerekçeler özelleştirmeciler tarafından savunulageldi. Görünürdeki bu gerekçelerin arkasındaysa engelsiz sömürü, sermaye sınıfının emekçiler üzerindeki sınırsız egemenliği var.Özelleştirmenin kamu iktisadi teşebbüslerinin ve kamusal kaynakların özel kesime devrinden ya da kamu hizmetlerinin özel kesimce yerine getirilmesinden daha geniş anlamı: kamusal girişim ve hizmetlerin sınırlandırılması hatta ortadan kaldırılması, halkın müşterileştirilmesi, emek gücünün metalaştırılması, işçi sınıfına saldırının keskinleştirilmesidir.  Özelleştirmenin önemli amaçlarından biri de yabancı sermayenin Türkiye pazarının genişletilmesi. 1946 Demokrat Parti programının, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve ardından NATO üyeliğinin peş peşe gelmesi; 24 Ocak 1980 kararlarının devamında 12 Eylül darbesi; özelleştirme hazırlık çalışmalarının Dünya Bankası desteğiyle sürdürülmesi emperyalist bütünlükle okunmalı. Bu bütünlükte militarist gücü ve ekonomi politikasıyla NATO ciddi işlev üstleniyor. Üyelerinin güvenlik kuruluşu olarak da tanımlanan NATO, özünde ABD’nin, emperyalizmin güvenlik gücü. Önce SSCB sonra da terör, iklim, devlet olmayan aktörler gibi tehdit gerekçelerinin özünde emperyalizmin güvenliği, egemenliği var. Sıklıkla vurguladığımız gibi büyük tehdidi emekçiler olarak görüyorlar. “Bütün dünyanın işçileri, birleşin!” öz sözü korkuları olmaya devam ediyor. Bu nedenle de emperyalist güvenliğin en etkin gücü olmak istiyorlar. NATO’ya emekçileri sindirerek, göç insanları yaratarak, yurtları işgal ederek kapitalizmin, emperyalizmin krizlerini aşma örgütü demek yanlış olmaz.Sermayenin saldırısı hep çok yönlü oldu. Bir ya da birkaç alana, hukuksal olarak bir ya da birkaç yasaya, kazanılan birkaç davaya bakılarak bu bütünsel saldırı ortadan kaldırılamaz. Sermaye sınıfıyla siyasal iktidar ve/veya uluslararası güçler arasındaki işbirliği nedeniyle püskürtme de siyasal, hukuksal, yargısal, militarist yollarla hiç zor olmaz. Ardından yasalarla, olmadı anayasalarla güvence gelir. Türkiye’de 1999’da özelleştirmenin Anayasaya yerleştirilmesi bu güvencelerden biridir, bir karşı devrimdir. Yok etmenin yolları: Özelleştirmeye ve özerkleştirmeye karşı devletleştirme (ki bu yalnızca özelleştirilen kamu iktisadi kuruluşlarıyla sınırlı tutulamaz; eğitim, sağlık, madenler, kıyılar, sular, ormanlar, tarımsal alanlar, bankalar, enerji, ulaşım, yerleşme ve şehirleşme, barınma, beslenme gibi tüm kamusal alanları ve hizmetleri kapsar), sömürünün güvence örgütü NATO’yu kovma, sermaye sınıfının siyasal iktidarından ve bu iktidarı yaratan düzen siyasetinden kurtulmadır. Özelleştirmeye karşı çıkış piyasacılığa, yağmaya, sömürücülüğe karşı çıkıştır; ekonomik, siyasal, ideolojik yönleriyle sınıfsaldır.  Ancak bizim burada dile getirdiğimiz, Türkiye Komünist Partisinin çağrısını yaptığı devletleştirme tanımını net yapmak gerekir.Bir kere devletleştirme 1982 Anayasanın 47. maddesindeki, kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüslerin, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, gerçek karşılığı üzerinden devletleştirilmesi ya da 46. maddesindeki koşullarla kamulaştırma değildir. 1924 Anayasasındaki devletçilik ilkesiyle de karıştırılmamalıdır. Devletleştirme, kapitalist düzende sermaye sınıfını ve birikimini desteklemeyi, yabancı sermayeyi teşvik etmeyi, sınıflı toplumu sınıfsız gibi göstermeyi, fiili eşitsizliği kanun önünde eşitlik gibi biçimsel eşitlikle örtmeyi, sömürücü düzen hukukunu hukukun üstünlüğüne bağlamayı, burjuva devletinin yargısını bağımsız ve tarafsız olarak sunmayı, emperyalizmle işbirliğini amaçlayan bir ekonomi politik değildir.Özerkleşmelerle, bağımlılığın örgütleri olan bağımsız idari otoritelerle, kamu-özel karışımı kurul yönetimleriyle, devletin liberalleşmesiyle, özel sektörün devletle kurduğu kamu-özel işbirliği modelleriyle, yap-işletlerle, yap-işlet-devretlerle, tahkimlerle, arabuluculuklarla, bağımlılıkla, anti-laik yapılarla da devletleştirme olmaz.Sermaye sınıfının kendi gereksinmelerine bağlı olarak devreye soktuğu, kural ve kurumlarıyla sınırlı devletlileştirme talebi, yine aynı sınıf tarafından geri alınmayla karşı karşıya kalacaktır. Örneği de çoktur.    İşçi Temsilcileri Meclisinin Mayıs 2026 koordinasyon kurulu toplantısında da vurgulandığı üzere, devletleştirme Türkiye işçi sınıfının ortak talebidir. Geçici değildir. Üretim araçlarındaki özel mülkiyetin tümüyle ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir ekonomi politikanın planlı olarak izlenmesi, yürütülmesi ve tamamlanmasıyla bütünüyle yaşama geçecek olan devletleştirme işçi sınıfının kurtuluş programının ve devrimin en temel konularındandır.  Sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun egemenliği ve iktidarının yaşama geçmesidir devletleştirme.

Son Gündem Haberleri